TÜRKÇE | ENGLISH

 ANA SAYFA 
 ÖZGEÇMİŞ 
 TİYATRO 
 RESİM 
 DİZİ 
 FOTOĞRAFLAR 
 İLETİŞİM 



Güvenlik & Gizlilik
Sitemizin; Garanti şartları, Güvenlik ve gizlilik politkası, tüketici hakları, iade ve teslimat şartları ile ilgili ayrıntılı bilgi için  tıklayınız


Avrupa Gazetesi -Röportaj

Londra'da Yayınlanan AVRUPA Gazetesinin Zerrin Tekindor ile Yaptığı Röportaj

Hem ressam hem bir oyuncu olarak yeryüzünde belki de çok az kişiye nasip olan sanatsal çok yönlülük ve beceriyle kutsanmış Zerrin Tekindor’la geçtiğimiz hafta ‘dünyanın tiyatro merkezi’ Londra’da sanat üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Oğlu Hira ile tatil için geldiği Londra’daki Rose Court Hotel’de sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Tekindor, 19 yıllık Devlet Tiyatrosu sanatçısı, ödüllü bir oyuncu , ressamlığı ise çok daha eskiye çocukluğuna kadar dayanıyor.1985 yılında Hacettepe Devlet Konservatuarı Tiyatro, 1994 yılında ise Bilkent Üniversitesi Resim Bölümü’nü bitiren sanatçının bugün 7 kişisel sergisi, rol aldığı ise sayısız tiyatro oyunu var.
Pek çok sanatçıda, özellikle de tiyatro ve güzel sanatlarla uğraşanlar arasında sık gördüğümüz, karşı tarafı ise her zaman azıcık tedirgen eden o meşhur ‘sanatçı kibri’ni hiç taşımıyor Tekindor, aksine inanılmaz zarif, doğal ve samimi. Söylediklerine bakılırsa resimlerini ya da oyunlarını İngiltere’de görmek bir süre daha bizlere nasip olmayacak ama İstanbul’a ekim ayında gidecekler, sanatçının 2004 yılında Afife Jale Tiyatro Ödülü ile onurlandırıldığı Gogol’un Müfettiş'ini ya da Özen Yula’nın ‘Dünyanın Ortasında Bir Yer’ adlı yeni oyununu izleme şansını yakalayabilirler. Zerrin Tekindor, bir ressam olarak ise aralarında İclal Aydın’ın da yeraldığı özel hayran kitlesini şimdiden yaratmış durumda, 8. kişisel sergisi Aralık ayında İstanbul Lütfi Kırdar Sergi Sarayı’nda yapılacak olan Sanat Fuarı’nda izleyicisiyle buluşacak. İngiltere’deki hayranları ise sanatçının web sitesi www.zerrintekindor.net adresinden eserlerini görme fırsatına sahip olabilirler.

-Tiyatro Dünyasının Kalbi Londra’da hem bir oyuncu hem de bir ressam olarak yapmaktan en büyük zevk aldığınız şeyler neler?
Londra’ya her gelişimde mutlaka sergileri gezerim ve daha önceden seçtiğim bir kaç tiyatro oyununu mutlaka izlerim.
Ben çok müzikal meraklısı bir oyuncu değilim aslında, daha oyun oyun seviyorum ben, burada dekoru kostümü öyle zengin, öyle güzel hazırlıyorlar ki, oyuncularda oldukça donanımlı, dolayısıyla çok kuvvetli görsel bir şey çıkıyor ortaya, onu da elbette seyretmek gerekiyor.

-Siz aynı zamanda bir ressamsınız ama bir oyuncu olarak soruyorum öncelikle, Londra’da tiyatroya bu denli ilginin nedeni ticarileşmiş olmasından kaynaklanıyor daha çok, hatta turizmin bir parçası. Sizce Türkiye’nin kendisini pazarlama konusunda neler yapması lazım aradaki bu açığı kapatabilmesi için?

Evet doğru, burada tiyatro bir sektör olmuş artık, ona özgü Covent Garden diye devasa bir mekan var, önünüz arkanız, sağınız solunuz tiyatro binası ile dolu ve tiyatrolar tıklım tıklım, artık bir geleneğe dönüşmüş burada tiyatroya gitmek. Bunu belki biraz Ankara için söyleyebilirim, orada daha çok sahne var, Ankaralı seyircide tiyatroyla daha fazla haşır neşirdir. İstanbul’da ise ki ben İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısıyım, ne yazik ki salon ihitiyacımız çok fazla. İnsanlar konservatuvardan mezun olduktan sonra dizilerde oynuyorlar ya da artık ne yapabilirlerse onun derdine düşüyorlar, çünkü yeterli sayıda tiyatro yok bizde, yeterli sayıda oyun yazarı da yok, parasal kaygılar yüzünden insanın ben tiyatro açıcam demesi de çok zor bugün, açılan her tiyatro ne yazık ki bir iki oyun sonra batıyor. Özel tiyatrolarda gişe kaygısı taşıdıkları için sabun gibi oyunları tercih ediyorlar. Tabii burada özeniyorsunuz Shakespeare’ler vs, çok büyük prodüksiyonları sahneleyebiliyorlar istedikleri gibi.
Diğer bir eksiklikte yer sorunu, burada tiyatronun merkezi dediğinizde Covent Garden var, ama Türkiye’de nerede? Bizim tiyatro salonlarımız dağınık vaziyette, AKM dışındakilerin nerede oldukları belli değil, biri o uçta biri diğer uçta, Londra’da olduğu gibi turistik bir gezi programında kullanılabilecek bir sektör değil ne yazık ki.
Ama bununla beraber özellikle son gelişimde dikkatimi çekmişti, örneğin Arthur Miller’in oyunu Cadı Kazanı ya da Guguk Kuşu gibi bizde çok iyi bilenen textler hatta şuan bile Londra’nın göbeğinde oynamaya devam ediyor, buradaki oyunlar hemen çevrilip farklı yorumlarla Türkiye’de sahneleniyor, bu açıdan Türkiye’nin Londra’yı yakından takip ettiğini söyleyebilirim.

-Londra’daki insanlarda -ki çoğunluğu turistler – genelde tiyatroya ilgi duyduklarından dolayı değil, meraktan gidiyorlar sanki?
Evet kesinlikle, belki kendi ülkelerinde hiç tiyatroya gitmemişlerdir bu insanlar, ben kendi arkadaşlarımdan, akrabalarımdan biliyorum, tiyatro ile hiç alakası olmayanların ağzından hep dinlerim ben, Londra’da Phantom of The Opera’yı, ya da Sefiller’i izledik diye, Londra’ya gelince Allah’ın emri gidiliyor bir şekilde.

-Türkiye’nin yapısal problemlerinin yanında sizce bir müzikal cast’ını dolduracak yetenekte oyuncusu var mı?
Olmaz mı, elbette var! Hakikaten çok güçlü genç oyuncularımız var, çok iyi dans edebilen, şarkı söyleyebilen, fiziği düzgün dört dörtlük oyuncular var ama ne yazık ki tiyatro kurumunda çalışmaları pek kolay olamıyor, bu yüzden onları ya dizilerde görüyoruz ya da televizyon programı sunarken. Gerçekten çok ciddi tiyatro eğitiminden geçmiş oyuncular bunlar. Ben bazen Londra’da oyun izlediğimde bu ne kadar kötü bir oyunculuk dediğimde çok olmuştur, Londra deyince de her şeyiyle hayranıyım diyemeyeceğim ne yazık ki.

-Siz aynı zamanda bir ressamsınız, zor olmuyor mu hem oyuna hazırlanıp hem resim yapmak?
Resim benim yorulmaktan en hoşlandığım alan, hayatımda çok elzem bir yeri vardır resmin.

-O zaman hangisinden daha büyük keyif alıyorsunuz?
Tiyatro yaparken tiyatrodan, resim yaparken ise resimden, biri daha ağır basmıyor ötekine. Ama tiyatro daha ritüeli olan bir sanattır, onun için daha önceden hazırlanacaksınız, sesiniz iyi olmak zorunda, bir gece öncesinden ne yediğinize ne içtiğinize dikkat edeceksiniz, kılığınız, kıyafetiniz, kilonuz herşey kontrol altında olmalı. Ama resim öyle değil. Benim atolyem evde ve orada yırtık bir eşofmanla da çalışabiliyorum.

-Siz hem tiyatro hem de resim eğitimi aldınız, oyuncu ve ya ressam arkadaşlarınızdan her ikisini de yaptığınız için tepki geliyor mu hiç?
Sadece sende bir karar ver diyorlar bana, ben de ‘ben zaten kararı verdim’ diyorum.

-7 kişisel serginiz var bugüne kadar..
Evet 8.sini de önümüzdeki Aralık ayında açıyorum, her sene İstanbul Lütfi Kırdar’da yapılan Sanat Fuarı’na bu yıl Galeri Nurol adına ben katılıyorum, serginin şuan yarısı hazır. Londra dönüşü ise çok ciddi olarak hazırlanmam gerekiyor, vaktimi boşa harcamamam gerekiyor, çünkü Ekim ayının başında da yeni bir oyunun provasına gireceğim.Özen Yula’nın ‘ Dünyanın Ortasında Bir Yer ’ isimli oyunu. Hem Müfettiş hem bu yeni oyun beraber devam edecek.

- Eserlerinizi Türkiye’de görme şansına erişememiş olanların bence mutlaka göz atması gereken çok güzel hazırlanmış bir web siteniz var. Kişisel olarak özellikle Karadul Operet’e ben hayran kaldım örneğin. Hiç sanat yönetmenliği yapmak aklınızdan geçiyor mu?
Tiyatronun içinde bu kadar yıl geçirdikten sonra ben bir textin dekorunu kostümünü gözümde canlandırmadan okuyamam kesinlikle. Tabii her oyuncudan bu beklenmez ama sanırım bu benim aşırı merakımdan kaynaklanıyor. Ama bu işi çok doğru yapan insanlar var. Proje bana ait olursa ancak belki yapabilirim diye düşünüyorum.

-TV için ufukta yeni projeleriniz var mı ?
İstanbul’da diziler için çok teklif alıyorum ama televizyon çok fazla zamanınızı alıyor, sabah 5’lere kadar settesiniz, ertesi gün sabah 10’da 11’de yeniden çekime çağrılıyorsunuz, bu pek bana göre bir şey değil, çünkü aklım hep resimde kalıyor, kendimi rahat hissetmiyorum sette.

-Peki Londra’da bir sergi açmayı hiç düşündünüz mü ya da var mı böyle bir niyetiniz ilerde ?
Burada gerçekten çok zor, bir ayağınızın devamlı burada olması gerekiyor, kendi çabalarınızla ancak, bununla birlikte örneğin bana Paris Champs Elysees’deki Türk Turizm Bürosu’nda sergi açmam için bir teklif gelmişti ama halka açık, herkesin kolayca gördüğü, önünden geçtiği, burada galeri var diye pat diye daldığı bir yerde olmadıktan sonra ben niye Champs Elysees’deki bir binanın ikinci katındaki Turizm Bürosu’nda sergi açayım! Oraya benim sergim için gelecek Türkler, eserlerimi zaten bir şekilde Türkiye’de de takip edebilirler.

-Bir ressam olarak tarzınızı nasıl tanımlardınız ?
Karışık teknik diyebilirim, ben farklı malzemeler kullanmayı seviyorum, mesela matbaada, özgün baskıda, dekorasyonda kullanılan malzemeler gibi, eskiden sadece yağlı boya ve akrilikti sadece, şimdi kullandıklarım arasında inşaat malzemesi bile var, böyle çok daha zevkli oluyor resim, izleyicilerde de merak uyandırıyor ve devamlı dokunmak istiyorlar resimlerime.

-Peki ya imgesel olarak ?
Benim bir aktrist olduğum bence resimlerimden belli oluyor. Çünkü tiyatro öyle zengin bir malzemeki, hele de resim yapıyorsanız daha iyi bir malzeme bulamazsınız. Tiyatronun kostümü, dekoru, makyajı, takma kirpikleri, bir sürü tipler, karakterler, envai çeşit..Ben resim yapan bir oyuncuyum o da belli olsun artık. Aynı şekilde resim içinde geçerli bu, ikisininde birbirine çok faydası olduğunu düşünüyorum.

-Son olarak Londra yaşayan ve sanatla ilgili gençlerimize neler önerirsiniz ?
Öncelikle sanatın her alanında eğitim çok önemli bunu unutmasınlar, sanat okullarının kapılarını zorlayabilirler, ama gerçekten çok çalışmaları lazım. Onlara önerim yaşadıkları şehrin hakkını versinler ve fırsatlarından bol bol yararlansınlar.


26/07/2006
 



Bu web sitesini 10 Şubat 2006 tarihinden itibaren    kişi ziyaret etmiştir